18 Temmuz 2010 Pazar

Blog’umu özledimmmmmm


Tatil matil, iş arama turları derken, 1 aydır bloguma hiç bir şey yazmamıştım ve onu gerçekten özlemiştim; neyse ki bugün internet explorer’ın adres satırına adını yazıp, göz göze geldim onunla, hasretle sarıldık, özlemişiz birbirimizi; tıpkı bundan 2 yıl önce Yeditepe Üniversitesi’nde master yaparken, Ankara’da Gazi Üniversitesinde okuyan sevgilimi özlediğim gibi …
Üniversiteden sonra bir fetret devrine girmiştim, hangi kızı beğensem ya sevgilisi var, ya sözlenmiş, ya nişanlanmış, en iyi ihtimalle evlenip boşanmış çocuğu var; işin kötüsü pek seçici de sayılmam, hep vasat sevgililerim olmuş, hatta tiplerini, vücutlarını geç; adları bile sıradan hep Burcu, Didem, Tuğçe; olmamış ki hayatımızda bir Peri, bir Hande, bir Tuana ya da Yosun, Selen, Sıla …
Herşey xuqa.com adlı sitede peanut kazanmak amacıyla poker oynamamla başladı, Texas Holdem’in Türkiye’de zirve yaptığı zamanlar, e2’de Poker turnuvaları yayınlanıyor, Negreanu, Mizrahi, Phil Laak, Esfandiari hepsi ailemizin bir parçası gibi, biz arkadaşlarla, evlerde toplanıp Texas geceleri düzenliyoruz, elimizdeki poker chiplerini havalı havalı çevirip, abuk ellerle restler çekiyoruz, neyse efendim işte bu sitede bu güzel oyun üzerine kurgulanmış, hesabındaki peanut (yer fıstığı) kadar oyun oynayabildiğin bir site, bir taraftan da arkadaşlık sitesi konseptinde resim, yaş, medeni durum, aradığı özellikler ...
Phistic diye bir rumuzu vardı, ufacık resimden gerçek mi yoksa boyamı olduğunu, pek de seçemediğim sarı saçları vardı. Hemen işe koyuldum en havalısından bir göz kırptım, güzel bir mesaj yazıyım ayrıca dedim samimiyetin prim yaptığı günlerdi, en güzeli direk lafa girmek diye düşündüm, bu ufacık resimden bile harika göğüslerin fark ediliyor, onların üzerinde parmaklarımın elips çizerek dolaşmasını isterdim demek istedim yapamadım , öte yandan poker oynanan pencereye döndüğümde, geç oynadığım için masadan şutlandığımı fark ettim, umursamadım. Dolaptan votka aldım üzerine buz gibi kolamı dökerek, zengin bir karışım yaptım, 2 tane de buz attım, bir yudum içtim ve mesajı yazmaya başladım : harika görünüyorsun phistic seni tanımak için sabırsızlanıyorum, bana seni tanıma ayrıcalığını yaşatmak istermisin? kelimeleri klavyemin tuşlarından dökülüverdi. Anlamadığım böyle harika görünen bir kız nasıl olur da yalnız olur, çok seçici olmalısın kıh kıh diye yılışıklıkla samimiyet arası bir tonda mesajımı noktaladım.
Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu, mesaj kutuma yeni bir mesaj düşmüştü, yoksa dedim bu o sarı saçlı, güzel göğüslü, fındık dötlü kızmıydı; gerçekten samimiyet prim yapmışmıydı ? Evet tam da öyle olmuştu, fındık döttü bu, saçlarının boya olduğunu ama gerçek rengine boyattığını söyledi, 2 yıldır kimseyle beraber olmadığını, erkeklere güveninin sarsıldığından gem vurdu, şimdilik görüşmek için erken olduğunu, zaten birkaç gün sonra Ankara’ya döneceğini söyledi.
Gitmeden görüşmeye ikna ettim onu, Kadıköy’de Boğa heykelinin orada buluştuk, ertesi gün yine buluştuk; Ankara’ya gitmeden O’nu ikna etmiştim, bir ilişkim vardı artık. 2-3 haftada bir Ankara’ya gidiyordum, bazen de o geliyordu İstanbul’a işte o zamanlarda O’nu nasıl özlediysem, blogumu ve takipçilerini de şimdi öyle özledim yeniden hoşgeldim …

Hahaha çok şükür dostlar benim de artık bir blogum var :o


FIFA 2010 Dünya Kupası’nı ne kötü yaptılar da Güney Afrika’ya verdiler değil mi dostlar, bir yandan insanı maç seyretmekten soğutan vuvuzuela sesleri, öte yandan yüksek rakım ve sıcaklık farklılıklarının yıprattığı diri futbolcu bedenlerinin ortaya göze hoş gelen bir futbol koyamamaları, hepimiz de belki de en çok bende hayal kırıklığı yarattı, ulan diyordum bu günler geçecek, askerlik bitecek gideceğim yazlığıma aslanlar gibi Dünya Kupası’nı seyredeceğim, gel zaman git zaman rüyalar gerçek oldu, teskereyi aldık, Dünya Kupası başladı ama ne başlamak arkadaş gol mol, pozisyon, güzel futbol hak getire , maçların 3te biri 0-0 bitiyor, 3te biri 1-0 geri kalanları da 1-1 vay anasını satıyım dedim, dünya futbolu ne kadar da değişmiş biz görmezken, herkes 2004ün Yunanistan’ı olma çabasında z.kerim böyle işi didim kendi kendime, tabii 4-6 gol oynadığım iddaa kuponlarım da elimde patır patır patlıyor, bir canım sıkıldı bir fena oldum, futboldan hayır yok bize dedim, bir şeylerle ilgilenmeliydim, çünkü ben de o %12lik orana dahil işsiz bir bireydim, üretmeyen, çalışmayan; kız kollu, derisi büzüşmüş bir ihtiyar gibi, seks yapmaya bile üşendiklerinden soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan pandalar gibi hissediyordum, can sıkıntısından kurtulmak için ne yapsam ne yapsam bir hamak alsam sallansam falan diye saçmalarken, aklımda ansızın bir ampul yandı, tıpkı 2000 yılında RTE’nin aklında yandığı gibi; ulan bir şey yapıyım da ne kadar eski ANAP’lı, RP’li, MHP’li falan varsa toplıyım, bu kapkara insanlarla akça pakça bir parti kurayım, sonra ver elini zenginlik, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ya da devlet başkanlığı; ama benimki daha farklıydı ulan dedim şu yaşa geldim hala bir blogum yok, pucca diye bir karı var kız yaşadıklarını yazıyor, kitabı basılıyor, hatta şimdi milliyet cadede’de haftasonları yazıları çıkacakmış, bir de çorap delisi var ana fikir siyah bir kıyafetle 6 ay boyunca değişik çoraplar giyerek çeşitli kombinler oluşturmak, aman tanrım ne fetiş! bu kıza da beklendiği üzere penti sponsor olmuş, ben de dedim 1 ay boyunca her gün farklı bir boxer giyip resim mi çektirsem aslında fikir güzeldi, belki t-box falan da bunu duyar bana birbirinden güzel boxerlar yollardı; ama bedenimi bu işe alet etmek istemedim, ben de hangi moddaysam bir şeyler karalıyım lan dedim en sonunda kendi kendime, bazen hikaye, masal anlatıyım, bazen de yaşadıklarımı, hem benim onlardan ne eksiğim vardı ki, onlar da sevgililerini, gezdiklerini, yaptıklarını, ettiklerini anlatıyorlar, aslında her biri klişe olan lafları allayıp pullayıp soslayıp bize tekrar yediriyorlar, ee bunu ben de yaparım, tamam sevgilim yok belki ama her kör satıcının, bir kör alıcısı olur felsefesiyle zamanı gelince o da olur, ben de nispet yaparcasına uzun uzadıya anlatırım her şeyi diye düşündüm. İşte böyle dostlar bu blog Dünya Kupasına renk veremeyen ama iğrenç bir ses veren FIFA’ya, turnuvaya katılıp kötü futbol oynayan 32 ülkenin ulusal takımlarına ithaf edilmiştir, hepinize canı gönülden, sıcacık selamlar …
(19.06.Cumartesi günü bundan önceki blogumdaki yazının bir kopyasıdır.)